YANGINA DAİR

Yılmaz Ali

Adı cumhuriyet tarihinin en büyük yangını olarak geçen Manavgat orman yangınının üzerinden beş yıl geçti. Tarih 28 Temmuz 2021’i gösterdiğinde Manavgat’ta olağanüstü hava koşulları oluştu. O gün nem oranı oldukça düşük olan şiddetli poyrazla birlikte orman yangınları başladı. Kimi kaynaklara göre beş kimilerine göre daha fazla yerde eş zamanlı yangın başladı.

7/24 hazırda bekleyen itfaiye ekipleri hemen yangınlara müdahale etmeye başladı. Ancak rüzgârın etkisiyle önü alınamayan alevler hızla yayılmaya başladı. Kısa sürede çevre ilçeler ve Antalya merkezden takviye ekipler geldi. İtfaiyecilerin canla başla verdikleri mücadele yetersiz kalıyordu. Önce çevre illerden ve kısa sürede ülkenin dört bir yanından itfaiyeciler araçlarıyla geldiler. O zorlu günlerde bütün ülke yekvücut oldu.

Benim evim hemen itfaiyenin yanında olduğu için verilen mücadeleye şahit oldum. Doğudan batıya neredeyse her ilin belediye arazözleri ve itfaiyecileri canla başla mücadele ettiler. Buradan kardeşlik ve birlik beraberliğimizi perçinleyen bütün belediyelerin itfaiye çalışanları ve belediye başkanlarına Manavgat halkı adına teşekkür ediyorum.

İtfaiye araçları, emniyet ve jandarmanın tomaları, helikopterler ve yangın söndürme uçaklarının yoğun çabalarına rağmen yangın tam 220 saat (on gün) sürdü. Yangın kontrol altına alındıktan sonra bıraktığı tahribat ortaya çıktı.

Toplam yedi kişinin yaşamını yitirdiği yangında; altmış bin hektar orman, binlerce hayvan ve milyarlarca ağaç yanıp kül oldu. Bunun yanında 59 köy zarar gördüğü yangın sonrası birçok vatandaşımızın evi, traktörü, tarım makineleri, hayvanları ve araçları yandı. Yayan sadece köyle değildi elbette. Ayrıca kent merkezindeki Sarılar ve Kavaklı mahalleri de yangından büyük zarar gördü.

Yangına doğrudan müdahale eden itfaiye erleri, onlarca metre yüksekliğe ulaşan alevlerin arasında kalan hayvanların çığlıklarını duyduklarını söylediler. Düşünebiliyor musunuz, hayvanlar yangının ne olduğunu bilmiyorlar. Dolayısıyla ne yapacaklarını da bilmiyorlardı. Binlercesi çığlıklar atarak can verdiler. Bu satırları yazarken bile acı çekiyorum ve sizi de aynı acıya ortak ettiğim için üzgünüm ama gerçeğimiz buydu.

Geçenlerde Oymapınar tarafında doğa turu yapan bir turist kafilesine denk geldim. Rehber, yangından uzun uzun bahsetti. Kafile içinde söz isteyen bir çocuk “Yangını kim çıkardı?” diye sordu. Adının ilkin olduğunu öğrendiğim duyarlı rehber başını yana eğip “Hayvanların çıkarmadığına eminim.” dedi.

Şimdi yangını kimin neden çıkardığını bir kenara bırakalım. Bunu bulmak ve yapanları cezalandırmak hukukun görevidir. O halde bir soru da ben sormak isterim. “Pekâlâ bunca kayıptan sonra canları yanan vatandaşlar olarak ders çıkarabildik mi?”

İsterseniz cevabını ben vereyim. Hayır, ders çıkarmadık. Devlet bazı önlemler aldı ama ormanı korumak sadece devletin vazifesi değildir. Ormanı korumak hepimizin görevidir. Toroslara çıkanlar mutlaka yol kenarına atılan içki şişelerini, gelişigüzel yakılan mangallardan geriye kalan kömür parçaları ve etraftaki çöpleri görmüşlerdir. Kanımca etrafa fırlatılan o şişelerin yangına sebep olduklarını biliyoruz. Malumunuz aylardır yağmur yağmıyor ve etraftaki bütün otlar kurumuş. Sıcaklığın 40 dereceyi aştığı şu günlerde o şişelerin mercek görevi gördüğünü hepimiz biliyoruz. Hatta eskiden okullarda bu konuyla ilgili deneyler bile yapılırdı. İşte mercek görevi gören o şişe, uzun süre aynı pozisyonda kalması halinde kurumuş otları tutuşturur. Ayrıca araçlardan atılan izmaritler de yangına sebebiyet verebilir. Bunun da binlerce örneği var.

Arkadaşlar, ciğerlerimizi oksijenle besleyen o güzelim meşe ve çam ağaçları yanıp kül oldular. Uzmanların dediğine göre o ağaçları tekrar aynı büyüklüğe erişmesi belki de altmış yılı alacak.

Devletimizin vatandaşla el ele verip ormanları koruma adına adımlar atması gerekiyor.

Örneğin kamu spotu şeklinde kısa filmler çekerek vatandaşta bilinç uyandırılabilir. Öğrenciler, ağaç dikme etkinliklerine dahil edilebilir. Hayvanların ekosisteme katkıları anlatılabilir. Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir.

Ormanları atalarımızız mirası değil, gelecek nesillerin emaneti gibi korumalıyız.