Bu ülkede karamsarlığın uğramadığı tek yer sanırım taziye çadırları. Orada yapılan sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Yaşama sevincini kaybeden varsa, karamsarlığa kapılan, kaygıları artan hemen bir taziye çadırına gitsin. Sınavı geçemeyen, boşanma aşamasında olan, borcunu ödeyemeyen, ev sahibiyle sorunu olan, aynı şekilde kiracısıyla tartışan, morali bozuk olan kim varsa taziye çadırına gitsin; hiçbir şeyciği kalmaz; anasından doğduğu gün gibi zihni berraklaşır. En doğru transfer haberlerini, partilerin oy oranlarını vs en doğru ve güncel bilgileri orada bulabilirisiniz. Konular çok geniş, asla sıkılmazsınız; inanın vaktin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Siz taziye çadırı denildiğine bakmayın, matemden eser yok; bakışları donuk, yüzü asık bir tane adam göremezsiniz; herkes kıpır kıpır; cenaze sahipleri bile yerinde durmuyor çünkü gelen gidene hizmet etmekten oturacak zaman bulamıyorlar. İkramın sonu yok; pişi, pide, lokum, bisküvi, çay, kek; bir tek üzerinde mum yanan doğum günü pastası yok; kusursuz hizmet. Bu kadar yoğunluğun içerisinde cenaze sahibi kaybettiği yakınını aklına getirebilir mi, yasını tutabilir mi? Telaşeden insanlar acılarını unutuyor. Bu arada ölüyle ilgili yapılan bir şey yok, adam öldü, ‘’Hüküm Allah’ın’’ hepsi bu. Yaptığımız işler hep göstermelik; adet yerini bulsun.
Yakınını kaybeden insanlar böyle zamanlarda duygusallaşır ve kırılgan olurlar cenaze çadırları bunun için kurulur, o insanların acılarını paylaşmak ve yalnız olmadıkları mesajını vermek içindir; bunun yanında vefat eden insan için de dualar edilir, böylelikle gaye maksat hasıl olmuş olur. Onda da ziyaret mümkün olduğunca kısa tutulur; biz ne yapıyoruz, sanki orada kamp kuruyoruz; okuyacağımız bir şey de yok; otur Allah otur. Kardeşim, kalk git de cenaze sahibi bir nefes alsın. Kalabalığa bakınca sanırsın taziye çadırı değil de parti kongresi var. Hastalandığınızda durum sanki farklı mı; bir adam ağaçtan düşer kolu bacağı kırılır; hurra adamın evine çullanılır. Yahu kardeşim adam hastaneden yeni gelmiş evine, biraz dinlensin, kendine gelsin, acısı biraz hafiflesin; ne mümkün, bir toplaşılıyor başına, adam hastalığını unutuyor. Bununla ilgili şöyle bir hikaye var, geçmiş zamanda dervişin biri hastalanmış, konu komşusu toplaşıp gelmişler. Derviş ağrı içinde kıvranıyormuş fakat misafirler bir türlü kalkmak bilmiyormuş. Epey bir zaman geçmiş ve misafirler kalkacak olmuşlar ve kalkmadan önce dervişten dua etmesini istemişler. Derviş onlar için şöyle dua etmiş: ‘’Allah’ım, hasta ziyaretini nasıl yapılır sen bu insanlara öğretiver’’
Gerçekten çok garip bir milletiz. Yaptığımız işler hep göstermelik, gelmedi demesinler, ayıp olmasın, yüz yüze bakacağız; kardeşim yüzünü unutturmuyorsun ki, zaten bakıyoruz; biraz ötede dur da hatırlayacak zamanım olsun, konuşacak konumuz olsun; usandırıyorsunuz insanı. Bu mantıksızlıkları görünce geçenlerde hanıma şöyle söyledim, ‘’Hanım, ben senden önce ölecek olursam taziye çadırı falan kurma! Bir süreliğine telefonunu kapatıp tatile çık. Sakin bir şekilde yasımı tut, geçirdiğimiz güzel günleri hatırla, yoksa gelen gidenden sen beni temelli unutursun’’
GÜNÜN SÖZÜ: Hiçbir şey hissetmeden her şeyi çok yoğun yaşayabiliyor olmamız ne garip şey./H. Özcan











