HÜSEYİN ÖZCAN
Bizim çocukluğumuzda aileler çocuklarını terbiye edilsin diye okula gönderir ve öğretmenine de ‘’Eti senin kemiği benim’ ’derledi, bunu derken,‘’Benim çocuğumu kes, biç, parçala; bana paketlenmiş bir şekilde geri ver’’ i kastetmezlerdi. Bunu özellikle çocuklarının yanında söylerlerdi ki, çocuk babasından yüz bulup şımarmasın, öğretmenine saygısızlık yapmasın ve eve vırt zırt şikayetle gelmesin. Bir haylazlık yapacak olursak öğretmenimiz hoş görecek olsa bile ailemizin hoş görmeyeceğini bilirdik, bu sebeple şikayet edileceğiz korkusuyla babamızın okula çağırılmasından çok korkardık.
Şimdi ellili yaşlardayım bugün bile bir öğretmenimi karşı kaldırımda yürüyor görsem hemen kendime çeki düzen veririm. Ellerinde ağır bir paket görsem taşımayı teklif ederim, kalabalık bir ortamda karşılaşsam hemen yer veririm çünkü biz ailemizden böyle öğrendik. Babam öğretmenlerimle konuşurken saygısını her cümlesinde gösterir ve hürmet ederdi. Babamız öğretmenimize böylesine büyük bir hürmet ve saygı gösteriyorken biz nasıl olur da saygısızlık yapabiliriz düşüncesi bilinçaltımıza yerleşirdi. İşte edep adap böyle öğreniliyordu; herkes yerini haddini biliyordu. Öğretmenler toplumda en fazla saygı duyulan insanlardı. Oysa bugün öğretmenler şamar oğlanına döndürüldü;önüne gelenin şikayet ettiği, atar gider yaptığı, sorgulanan ve sürekli açıklama yapmak zorunda bırakılan kişilere dönüştüler. Onlar artık terbiye eden değil terbiye edilen durumundalar. Veliler, en ufak şeyde ortalığı ayağa kaldırıyor, cimere yazıyor, milli eğitim müdürüne gidiyor, şikayet şikayet üstüne; sanırsın çocuğunun elinde cetvel kırıldı, kafası duvarlara vuruldu, aşağılanıp yerlerde sürüklendi; böyle bir şey yok, en fazla öğretmeni öğrencisine kızmış veya sesini yükseltmiştir; hepsi bu. Anne babalar istiyorlar ki, çocuğu büyük abdestini sınıfın ortasına yapsa bil öğretmeni bu yüzden ona kızmayacak,ceza vermeyecek hatta yapabiliyorsa, etrafında dönerek ‘’Tam Tam Dansı‘’ yapacak. Abarttığımı düşünmeyin, gerçekten iş çığrından çıkmış durumda. Öğretmenleri bir dinleyin ne kadar zor durumda olduklarını anlayacaksınız. Allah’tan ilçe milli eğitim müdürü ön yargılı birisi değil, meselelere çözüm odaklı yaklaşıyor; o da ateşe körükle gidecek olsa ortalık toz duman olacak. Bu arada yanlış anlaşılmasın burada kimseye güzelleme yapmıyorum, milli eğitim müdürünü tanımam, bilmem;geçen gün 60. Yıl ilkokulunun etkinliğe katıldı, kendisini ilk defa orada gördüm; benim gibi iri kıyım bir adam fakat öğretmen arkadaşlardan duyduğum kadarıyla işinde dikkatli biriymiş.
Neticede öğretmen de bir insan, hata yapabilir, üzgün veya kızgın zamanları olabilir, bazen hatalı kararlar verebilir, haksızlık da edebilir; insan bu; et kemik ve sinirden yaratılmış bir varlık; tavanda yanan ampul gibi duygular hep aynı tonda olmaz. Bazen hoşgörüsü yüksek olabilirken bazen tahammülsüzlük de gösterebilir. Gerçek hayatta da böyle değil midir? Bazen karı koca arasında anlaşmazlıklar, yanlış anlaşılmalar, ölçüsüz tepkiler olmuyor mu? Eğitime bütüncül bakmayı becerebilmemiz lazım. Eğitim, yaşadığımız dış dünyayla uyumlu olmalı, gerçek dünyada yaşanan aksaklıklar eğitimde de olabilir fakat bu sürece çok müdahale etmemek ve çocuğumuza arka çıkmamamız lazım. Eğer siz bugün, çocuğuma her konuda destek olayım, hakkını savunayım, kavgasını ben yapayım diye düşünürseniz hayatınızın sonuna kadar arkasını toplamak zorunda kalırsınız ve bilmeden, istemeden onun sorumluluk alma yetisinin gelişmesine engel olmuş olursunuz. Bugün trafikte bir hata yaptığınızda diğer sürücüler size, ‘’Siz aslında harika bir sürücüsünüz ve bu yaptığınız küçük hata sizin harika bir sürücü olduğunuz gerçeğini asla değiştirmeyecektir’’ demeyecektir. Eğer, ‘’Ehliyetini bakkaldan mı aldın?’’ demekle yetinirlerse bunu bir övgü olarak bile kabul edebilirsiniz. Görüldüğü üzere gerçek hayatta kimse kimseyi alttan almıyor ve hatalarını görmezden gelmiyor bilakis en şiddetli şekilde tepki vermek suretiyle öfkesini size kusabiliyor. Bu kaçınılmaz gerçek ortadayken ebeveynler genellikle sevgili çocuklarının sürekli pışpışlanıp pohpohlanmasını, övgüye boğulup sonsuz bir sevgiyle sevilmesini istiyorlar. Bu olmayınca da öğretmenin yaklaşımlarını yetersiz, ilgisiz ve bazen de yanlış bularak ön yargılı tutumlar sergileyebiliyorlar.
Kendimizi kandırmayalım, masalsı bir dünyada yaşamıyoruz, her gün kimliğimiz sorgulanıyor, kişiliğimiz sınanıyor ve hergün farklı bir mücadele ve meydan okumayla karşı karşıyayız; biz buna yaşam mücadelesi veya kavgası diyoruz; burada ancak güçlü olanlar ayakta kalabiliyor. Bizler, ruhu yüksek, karakteri güçlü insanlar yetiştirmeyi amaçlarken farkında olmadan geleceğin suçlularını yetiştiriyor olabiliriz. Yıllar önce ABD, HOUSTON polis müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmış olan bir belgeyi sizinle paylaşarak yazıma son vermek istiyorum.
GELECEĞİN SUÇLUSUNU YETİŞTİRMENİN EN BASİT KURALLARI:
1-DAHA KÜÇÜKKEN ÇOCUĞA HER İSTEDİĞİNİ VERMEYE BAŞLAYIN. BU ŞEKİLDE O, HERKESİN ONUN GEÇİMİNİ SAĞLAMAK ZORUNDA OLDUĞUNA İNANACAKTIR.
2-KÖTÜ SÖZLER SÖYLEDİĞİ ZAMAN GÜLÜN. BÖYLECE O KENDİSİNİN AKILLI OLDUĞUNA İNANACAKTIR.
3-ONA DÜŞÜNMEYİ VE BEYNİNİ KULLANMAYI HİÇ ÖĞRETMEYİN. 21 YAŞINA GELDİĞİNDEDE KENDİ KARARLARINI KENDİSİ VERSİN DİYE BEKLEYİN.
4-YERDE BIRAKTIĞI BİRŞEYİ KALDIRIN; KİTAPLARINI, AYAKKABILARINI, KIYAFETLERİNİ, ONUN İÇİN HER ŞEYİ SİZ YAPIN Kİ, O TÜM SORUMLULUKLARINI BAŞKASINA YÜKLEMEYE ALIŞSIN.
5-ONUN GÖZÜNÜN ÖNÜNDE SIK SIK KAVGA EDİN Kİ, BÖYLELİKLE AİLE BİRGÜN PARÇALANIRSA HİÇ ÜZÜLMESİN.
6-ONA İSTEDİĞİ KADAR HARÇLIK VERİN Kİ, O TÜM SORUMLULUKLARINI BAŞKASINA YÜKLEMEYE ALIŞSIN.
7-YİYECEK, İÇECEK VE KONFORLA İLGİLİ TÜM İSTEKLERİNİ YERİNE GETİRİN Kİ, İSTEDİKLERİNE ULAŞMAK İÇİN ÇALIŞMAK GEREKTİĞİNİ ÖĞRENMESİN.
8-KOMŞULARA, ÖĞRETMENLERE, POLİSLERE KARŞI HEP ONUN TARAFINI TUTUN Kİ, ONLARIN HEPSİNE KARŞI PEŞİN HÜKÜMLERİ OLUŞSUN.
9-TÜM BUNLARI VE BENZERLERİNİ YAPARAK YETİŞTİRDİĞİNİZ ÇOCUĞUNUZ BİRGÜN SUÇ İŞLERSE, KENDİSİNDEN ÖZÜR DİLEYİN. AMA ONU FELAKET DOLU BİR YAŞAMA HAZIRLADIĞINIZ İÇİN KENDİNİZE TEŞEKKÜR ETMEYİ UNUTMAYIN.















