Haftanın konuğu: Yazar Fatma Şahin

Merhaba kıymetli dostlarım. Kentimize değer katan sanatçıları ve eserlerini tanıttığımız köşemizin bu haftaki konuğu Erzincanlı yazar yazar Fatma Şahin oldu. Hocamı kutluyor ve edebiyat yolunda başarılar diliyorum.

Yılmaz Ali: Hocam, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Fatma Şahin: Edebiyatla kendini anlatmayı seçmiş bir insanım. Hayatım boyunca insanı, kalbi ve kelimeleri anlamaya çalıştım. Eğitimci kimliğimle yüreklere dokunurken, yazar yanımla iç sesimi kâğıda dökmeye çalıştım. Erzincan’da doğdum ve hâlâ bu topraklarda üretmenin kıymetini yaşıyorum.

Yılmaz Ali: Yazmaya ilk ne zaman başladınız? Sizi yazmaya iten duygu neydi?

Fatma Şahin: Yazmak, önce bir suskunluğun dili oldu bende. Konuşamadığım, içimde büyüttüğüm duygular bir gün kalem olup döküldü kâğıda. Sanırım ilk gençlik yıllarımdı. Ne zaman kendime sığınacak bir yer aradıysam, hep yazının sıcaklığında huzur buldum.

Yılmaz Ali: Üretken bir yazar olduğunuzu biliyorum. Kaç kitabınız var, isimleri nelerdir?

Fatma Şahin: Şu ana kadar yayımlanmış beş kitabım bulunuyor. Roman türünde: Süveydâ-i Dildâr, Kül Tadı ve İçimdeki Ben; şiir türünde: Efsunkâr; eğitim alanında ise Çocuklarda Kişilik Tanımlama (Enneagram) ve P4C Felsefe Önerileri adlı eserlerimi okuyucularla buluşturdum. Bu kitaplar, kelimelerin kalpten kalbe uzandığı, derin duygularla örülmüş metinlerden oluşuyor. Ancak yazın yolculuğum burada sona ermedi; yeni projelerim ve hazırlık aşamasında olan dosyalarım da var.

Yılmaz Ali: Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin, hangi ortamda kendinizi daha verimli buluyorsunuz?

Fatma Şahin: Geceyi severim. Sessizliğini, karanlığın örttüğü ayrıntıları, insanın kendi içine çekildiği o dingin hâli… Gece, dış dünyanın gürültüsünden uzaklaştığım, iç sesimi daha net duyabildiğim bir zamandır. Kelimeler o saatlerde daha derin, daha dürüst bir çağrıyla gelir. Genellikle loş ışığı eşliğinde, fonda hafif bir müzikle, zihnimi dış dünyanın karmaşasından arındırarak yazarım. Bu anlar, gündelik telaşların geride kaldığı, zamanın durduğu anlardır benim için.

Yazmak, yalnızca bir ifade biçimi değil; bir tür inziva hâlidir. Kimi zaman bir iç hesaplaşma, kimi zaman ruhumun derinliklerinde gezinen kelimeleri yakalama çabasıdır. Yazmak, dünyadan uzaklaşmak değil, dünyayı ve kendimi daha yakından duyumsamak anlamına gelir.

Yılmaz Ali: Kitaplarınızı yazarken gerçek yaşam öykülerinden etkileniyor musunuz?

Fatma Şahin: Evet, kesinlikle. Yaşanmışlıklar kaleme yön verir “Kül Tadı” yaşanmış bir hayat hikâyesidir. Kimi zaman kendi iç yolculuğumdan, kimi zaman başka birinin sessiz çığlığından esinlenirim. Süveydâ-i Dildâr ise daha derin, daha sessiz ve ruhani bir yolculuğun ürünüdür.

Yılmaz Ali: Elinize kalemi aldığınızda duygu yoğunluğu yaşıyor musunuz?

Fatma Şahin: Yalansız söyleyeyim: Yazarken gözyaşlarımın sayısını unuttuğum çok oldu. Bazı cümleler vardı ki içimde öyle bir sızıya dokunurdu ki, defalarca yazıp sildim… Çünkü kelimeler bazen taşıyamazdı yüreğimdeki yükü. Kalem elimde sadece bir yazma aracı değil; ruhumun en derin, en çıplak hâlini yansıtan bir aynadır. Her harf, içimde sakladığım bir fısıltının, bir çığlığın şekle bürünmüş hâlidir.

Yılmaz Ali: Etkilendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Fatma Şahin: Duyguyu ve derinliği ön planda tutan yazarlar her zaman ilgimi çekmiştir. Buket Uzuner’in insan ve tabiat ilişkisini içsel yolculuklarla harmanlayan dili, Sabahattin Ali’nin sade ama sarsıcı anlatımı, Halide Edip Adıvar’ın güçlü kadın karakterleri ve ruh çözümlemeleri beni derinden etkileyen Türk yazarlardandır.

Edebiyat benim için yalnızca bir yazı sanatı değil; insanın iç sesiyle, hayatla ve hakikatle kurduğu derin bir bağdır. Bu bağa dokunan her yazar, benim yazma yolculuğumda bir durak, bir yankı, bir esin kaynağı olmuştur.

Yılmaz Ali: Sizce herkes kitap yazabilir mi? Yoksa yazmak yetenek gerektiren bir iş midir?

Fatma Şahin: Yazmak hem yetenek hem emek işidir. Kalpten geleni dürüstçe kâğıda dökmek cesaret ister. Herkes yazabilir ama iyi yazmak için çokça okumak, çokça yaşamak ve öz disiplin gerekir. Yazarlık bir sabır ve arayış yolculuğudur.

Yılmaz Ali: Erzincan’da edebiyat adına önemli işlere imza atıyorsunuz. Bu konuyla ilgili projeleriniz var mı? Eğer varsa bize bundan bahseder misiniz?

Fatma Şahin: Evet, Erzincan’da yazarlığı teşvik etmek, genç kalemlere ilham vermek ve şehrimizin kültürel hafızasını diri tutmak adına çeşitli projelerde aktif olarak yer alıyorum. Yerel düzeyde başlayan ama zamanla geniş bir etki alanına yayılan bu çalışmalar, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir bilinç ve edebi miras oluşturma çabasının da parçası.

Bu doğrultuda yürüttüğümüz “Yazar Okulu” projesiyle, yazmaya gönül vermiş gençlerle bir araya geliyor; atölye çalışmaları, yaratıcı yazarlık eğitimleri ve birebir rehberliklerle onların kalemlerini geliştirmeye katkı sağlıyoruz. Aynı zamanda edebiyat söyleşileri, okur buluşmaları ve panel organizasyonlarıyla hem deneyim paylaşımı sağlıyor hem de düşünsel üretimi teşvik ediyoruz.

Türkiye Yazarlar Birliği’nin yerel temsilciliği kapsamında üstlendiğim sorumluluklar da bu sürecin önemli bir parçası. Edebiyatı sadece bireysel bir uğraş değil, aynı zamanda toplumsal bir görev olarak görüyor; bu anlayışla Erzincan Kitap Fuarı gibi önemli kültürel organizasyonların düzenlenmesinde ve yürütülmesinde aktif rol alıyorum. Fuar süresince yazar-okur buluşmaları, imza günleri ve söyleşilerle edebiyatı şehrin gündemine taşımak, kültürel canlılığı beslemek adına önemli adımlar atıyoruz.

Tüm bu çalışmalar, edebiyatın yalnızca kitap sayfalarında değil, hayatın içinde de var olduğunu gösterme çabasının bir yansıması. İnandığım şey şu: Bir şehir, edebiyatla nefes alır; kelimelerle büyür, düşünceyle derinleşir. Bu inançla, yazarlık yolculuğuna çıkan her bireye bir ışık yakabilmek en büyük mutluluğum.

Yılmaz Ali: Hepimizin içinde bir çocuk yaşar ve bazen onu eğlendirmek isteriz. Bunun için çeşitli hobiler ediniriz. Sizin keyif aldığınız uğraşlar nelerdir?

Fatma Şahin: Gündelik hayatın karmaşasında, küçük anların büyüsüne inanırım. Kahve fincanımdan yükselen buhar, bir kitabın sayfasını çevirirken çıkan ses ya da sokakta gördüğüm bir çocuğun kahkahası… Hepsi, hayatın bana fısıldadığı şiirler gibidir. Yazılarımda bu şiirleri yakalamaya çalışırım. Kelimelerin peşinden giderken, bazen sessizliğin içinde kaybolurum. Şehir ışıklarının uzağında, içimdeki sessizliği dinlemek için değil; o sessizlikte saklı kalan kelimeleri bulmak için. Sabahın erken saatlerinde, henüz dünya uyanmadan, düşüncelerimin en çıplak hâline ulaşırım. Ve eski defterlerin köşesine yazdığım notlar, zamanın içinde unutulmuş küçük sırlar gibidir.

Yılmaz Ali: Çocukluğunuza dair en çok neyi özlüyorsunuz?

Fatma Şahin: Masumiyeti… O günlerdeki saf güven duygusunu, unutamadığım eski evimizin kokusunu ve annemin şefkat dolu ellerini… Zamanın yavaş aktığı, kalbin daha hızlı attığı yıllardı onlar. Babamın kitap kokan odası ise, o masumiyetin ve sıcaklığın saklandığı kutsal bir sığınaktı benim için.

Yılmaz Ali: Yazın hayatınızdaki hedefiniz nedir?

Fatma Şahin: İnsanların kalbine dokunacak, ruhlarına seslenecek ve onları biraz durup düşündürecek metinler üretmek en büyük hedefim. Yazdıklarımın yalnızca birer kelime yığını değil, yaşamın derinliklerine açılan kapılar olmasını isterim. Yeni kitaplar, yeni temalar üzerinde çalışıyorum; özellikle kadim kültürümüzü modern bir dille harmanlayan eserler kaleme almak benim için büyük bir öncelik.

Eğitim alanında da amacım, bilgiyi yalnızca aktarmak değil; bireyin kendini keşfetmesine, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesine ve kendi potansiyelini gerçekleştirmesine rehberlik eden eserler üretmek. Çünkü inanıyorum ki, eğitim insanı özgürleştiren, sınırlarını aşmasını sağlayan en güçlü araçtır.

Yazın yolculuğumda ise, yerelden evrensele uzanan bir köprü kurmayı hedefliyorum. Kültürümüzün zengin mirasını, insanlık ortak değerleriyle buluşturarak, farklı coğrafyalardan okurların da kendilerinden bir parça bulabileceği, ortak insani duygulara dokunan metinler oluşturmak en büyük hayalim.

Yılmaz Ali: Yazarken zorlandığınız dönemler oluyor mu? Oluyorsa o dönemi aşmak için neler yapıyorsunuz?

Fatma Şahin: Evet, her yazarın kalemi zaman zaman susar. Bu dönemlerde kendimi zorlamam. Suskunluğun da bir dili olduğunu bilirim. Kalbim yeniden dolduğunda, kelimeler zaten dökülmeye başlar. O aralıkta bazen sadece yaşar, bazen sadece gözlemlerim.

Yılmaz Ali: Türkiye’deki okuma oranlarının düşük olduğu söyleniyor. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Fatma Şahin: Ne yazık ki bu acı bir gerçek. Oysa kitap, insana en çok kendini anlatan aynalardan biridir. Okuma alışkanlığını çocuk yaşta kazandırmak çok önemli. Aileler, öğretmenler ve toplum olarak örnek olmamız şart. Kitap lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.

Yılmaz Ali: Yeni yazarlara ve yazar adaylarına neler tavsiye edersiniz?

Fatma Şahin: Önce çokça okusunlar. Kendi seslerini bulmaları için sabırlı olsunlar. Eleştirilerden yılmasınlar, hatta onları besin kabul etsinler. Yazmak; çoğu zaman kendini tanıma, bazen kendini aşma sürecidir. Bu yol uzun ama bir o kadar da kıymetlidir.

Yılmaz Ali: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Fatma Şahin: Yazmak, bir medeniyet inşasıdır. Kalemler susmadıkça umut vardır. Bu toprakların hikâyeleri çok; yeter ki dinleyelim, anlayalım ve yazalım. Umut, kalemin ucundadır.