HAFTANIN KONUĞU: MUSTAFA KOÇ

Merhaba kıymetli dostlarım. Kentimize değer katan sanatçıları ve eserlerini tanıttığımız köşemizin bu haftaki konuğu Manavgat’ın önemli değerlerinden eğitimci yazar Mustafa Koç oldu. Hocam emekli olmasına rağmen enerjisinden ve eğitim sevdasından hiçbir şey kaybetmemiş. O, hâlâ ilk günkü şevkle hizmete devam ediyor. Hocamı kutluyor ve edebiyat yolunda başarılar diliyorum. 

Yılmaz Ali: Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Mustafa Koç: Manavgat, Ahmetler’de doğdum. İlkokulu orada 1950’lerde ana babalarımızın imece ile yaptığı bir taş binada okudum. O taş bina, Cumhuriyetin cehaletle savaşma hedeflerinin en uzak köylere bile ulaşmış olduğunu gösteren bir eserdi. Ancak “okumaz yazmaz” ana babalarımız, o koşullarda hangi önseziyle bizleri okutmak istedi, bunu hala anlamış değilim.

İlkokulu bitirince kapatılan Köy Enstitülerinin yerini alan Aksu Öğretmen Okulunda okudum. Dört yıl ilkokul öğretmenliğinden sonra yüksek öğrenime giderek Pedagoji (eğitim bilimleri) bölümünü bitirdim. Yan branş olarak Türkçe öğretmenliğini seçtim.

İlkokuldan yüksekokula kadar her düzeyde öğretmenlik yapma fırsatım oldu ama daha çok ilköğretim çağı çocuklarıyla çalıştım. Ayrıca İlköğretim Müfettişi, Rehber Öğretmen,  Rehberlik Araştırma Merkezlerinde Müdür ve Eğitim Uzmanı olarak görev yaptım. İlköğretim Müfettişiyken istifa ederek özel sektöre geçtim. 35 yıl özel dershane, 7 yıl özel okul işletmeciliği yaptım. Şimdi çocuklar için yeni nesil eğitim kitapları üzerinde çalışıyorum. Ayrıca ünlü bir yayınevinin yurt çapında dağıtılan ders kitapları için editörlük yapıyorum.

Yılmaz Ali: İlk kitabınızı ne zaman yazdınız? Sizi bu alana iten duygu neydi?

Mustafa Koç: Yazma bir heves gibi başlar ama kendinizi ifade etmek için yazdıkça yazıyorsunuz. Ben hep bildiklerimi ve duygularımı paylaşmak için yazdım. Bir şeyler yazınca hemen yazar olunmaz. Ama söyleyecek sözü olan herkesin bir şeyler yazabileceğine ve yazması gerektiğine inanırım. Çünkü okuma gibi yazma da insanı geliştiren, düşünme kalıplarını değiştiren güzel bir uğraşıdır. Bu düşünceyle birçok öğrenciyi, birçok arkadaşı yazmaya yönlendirdim ve yazma isteği duyanlara destek oldum.

Yayınlanmış ilk kitabım bir eğitim araştırması. “Liselerdeki Disiplin Sorunları” konulu araştırma, medyada ve eğitim çevrelerinde ilgi gördü. Bu çalışma için Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde sunuma davet edildim. Daha sonra “Ağır Öğrenen Çocuklara Karşı Sorumluluklarımız” Rehberlik Araştırma Merkezi yayını olarak kitaplaştırıldı. Piyasaya çıkan ilk kitabım “Dersimiz Türkçe’dir. MEB Talim Terbiye Kurulu tarafından okullara tavsiye edilen ve 1992’de iki baskı yapan bu yardımcı ders kitabı, “etkinlikli” ilk Türkçe kitaplarından biri olarak kabul ediliyor.

Yılmaz Ali: Bugüne kadar kaç kitabınız yayınlandı?

Mustafa Koç: Ağırlıklı olarak öğrenciler için eğitim kitapları yazıyorum. Ancak farklı kitaplarım da var. Basıma hazır ya da basılmış olanlar şunlar:

Dersimiz Türkçe: Güneş Dershanesi Yayınları, 1992, 2. Baskı)

Torosların Türkçesi: Halk ağzından derlemeler. (Pegem Akademi Yayınları, 2021)

Düşünen Çocuk 1-2-3-4: Seçeneksiz etkinliklerle dikkat, zekâ ve düşünme becerisi eğitimi. (Düşünen Çocuk Yayınları-2023)

Kelime Hazinem 1-2-3: Türkçede ilk kez söz dağarcığı geliştirme yöntemi üzerine hazırlanmış bir proje çalışması. (Düşünen Çocuk Yayınları-2024, 2. ve 3. kitaplar basıma hazır.)

Kitap Ağacı: Öykü. (Düşünen Çocuk Yayınları-2024)

Canı Sıkılan Bulut: Öykü. (Düşünen Çocuk Yayınları-2024)

Düşün ve Yap 1-2: 5-7 yaş, okul öncesi etkinlik kitapları. (Düşünen Çocuk Yayınları-2025)

Alnımızda Öğretmen Yazıyor: Yaşadıklarımdan öğrendiklerim. (Düşünen Çocuk Yayınları-2025) Basılıyor.

Yılmaz Ali: Bize biraz çalışma ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin, hangi ortamda kendinizi daha verimli buluyorsunuz?

Mustafa Koç: Yazmak için özel bir zamanlamam yok. Yolda giderken, bir kitap okurken, birini dinlerken notlar alırım. Odaklanma ve yoğunlaşma fırsatı verdiği için sakin bir ortamda çoğu zaman da geceleri uzun yazma fırsatı buluyorum.

Yılmaz Ali: Kitaplarınızı yazarken duygu yoğunluğu yaşıyor musunuz?

Mustafa Koç: Öğretmenlikten gelen bir empati alışkanlığı var. Yazarken bu alışkanlığın çok işe yaradığını söyleyebilirim. Büyük olasılıkla bütün yazarlarda vardır bu. Karakterleri tasarlarken her kahramanla siz de yaşıyor gibisiniz. Bu nedenle yazıya ve olaylara odaklanınca adeta bitmesin istersiniz ve onların duygu dünyasına kapılıp gidersiniz. Öykü ve roman yazarlarının duygu yoğunluğu yaşaması çok doğaldır. Bir eser yaratan her yazarın eserini yücelten en büyük güç belki de bu duygusal güç birikimidir.

Yılmaz Ali: Çocukluğunuza dair en çok neyi özlüyorsunuz?

Mustafa Koç: Çocukluğunu özlemeyen var mı? Bizim kuşak, çok zor koşulları yaşayarak bugüne geldi. Ama bizler sosyal ve duygusal bağları çok güçlü geniş ailelerin çocuklarıydık. Değerlerimiz vardı. Günümüzdeki yapay ve çıkara dayalı sosyal ilişkilere bakarak derim ki çocuk ruhumuzu besleyen bu doğal, güvenli bir çevre ile sıcak aile ortamını unutmak mümkün değil. İçimizdeki çocuk hep yaşasa da yıllar çok şeyi değiştiriyor. Çocukluğumuzda hiçbir şey yapay değildi. “Uygarlık” denen canavar geliştikçe o doğallık yavaş yavaş kaybolup gitti.

Ancak söylemem gereken bir şey daha var: “Nereden nereye geldik?” sorusunun yanıtına yaşayarak tanık olduk. Uygarlığın geçirdiği büyük değişime sanırım hiçbir kuşak bizim kadar geniş bir bakışla tanık olamayacak. İnsanlık belki hayal edemeyeceğimiz kadar muazzam yenilikler ve teknolojik devrimler görecek ama bizler kadar sıfırdan başlamayacak bu. Çocukluğumun zor koşullarını özlemiyorum ama bu muazzam gelişmeye tanık olmanın farkındayım ve bunun tadını çıkarıyorum. Çıra ışığında ders çalışmaktan bilgisayara, uzayın fethinden yapay zekaya uzanan bir yolu izleyerek büyüdük.

Yılmaz Ali: İlham kaynağınız olan veya etkilendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Mustafa Koç: Bir okuyucu olarak elbette etkilendiğimiz, beğendiğimiz birçok yerli ve yabancı yazar var. Okuyan, yazan herkes okuduğu yazarlardan beslenerek gelişir. Ama her yazar sonuç olarak üslup, kurgu, dil ve anlatım tekniği yönünden kendi çizgisini yaratır.  Yaşar Kemal gibi roman, Ömer Seyfettin gibi öykü, Nazım Hikmet gibi şiir yazmak isteyebilirsiniz; ama her yazar diğerlerine benzemeyen özgün bir çizgi yaratır ya da yaratmalıdır.

Çocuk edebiyatı konusu daima ilgi alanımda oldu. Öykü de yazsam şiir de yazsam okuyucuyu değiştirsin, ona yeni bir bakış açısı kazandırsın isterim. İranlı yazar Behrengi’nin çocuk kitapları bize çok yakın. Kırgız Türk’ü Cengiz Aytmatov’a özel bir hayranlığım var. John Steinbeck’in Gazap Üzümleri, ilk okuduğum yabancı romandı ve çok etkilenmiştim.

Kendimi bir edebiyatçıdan çok, bir eğitimci olarak değerlendiririm. Bir eğitimci olarak, “eğitimde artık yeni şeyler söylemek” gerektiğini savunan eğitimci yazarlara yakınlık duyuyorum. Çünkü yüz yıl önceki yöntemlerle çocukları belki sınavlara hazırlayabiliriz ama ezber bilginin onları hayata hazırlayamadığını düşünüyorum.

Yıllar önce İngiliz düşünür Bertrant Russel’ın “Eğitim Üzerine” kitabı eğitime bakış açımı etkilemişti. Günümüzde beni en “çok etkileyen yazarlardan biri Amerika’da yaşayan ünlü eğitimci Prof. Selçuk Şirin. Çocuk kitapları da yazan Selçuk Şirin’in çağdaş eğitim konusunda oldukça çarpıcı görüşleri var. Eğitim bilimi, çocuktaki beyin gelişiminin ilk 6 yaşta büyük ölçüde tamamlandığını saptamış. Selçuk Şirin de ısrarla çocuk eğitiminin okul öncesinde başlamasını savunur.

Çocuklar okullarda, unutulup gidecek ezber bilgiler yerine kalıcı yaşam becerileri kazanmalı, “bilgi odaklı eğitimin yerini beceri odaklı eğitim almalıdır” düşüncesinin önümüzdeki yıllara bütün dünyadaki eğitim uygulamalarına damga vuracağına inanıyorum.

Örgün eğitim kurumlarının çocukları görünürde sınavlara hazırlama merkezlerine dönüşmekte oluşu hepimizi derinden düşündürmeli. Okullarda 2. Sınıflara bile testler veriliyor. Bu yaşlarda çocuklara bir yığın geçici ansiklopedik bilgi yükleme yerine hayatta işlerine yarayacak kalıcı beceriler öğretmek gerektiğini savunurum. Çocuklar da dünya da hızla değişirken günümüz eğitim kurumlarının bu değişime ayak uydurması gerektiğini düşünüyorum. Eğitimle ilgili kitapları yazarken bu felsefeden etkilendiğimi söyleyebilirim. İnsanlık, hayal bile edemeyeceğimiz yeni bir çağa hazırlanıyor. Gelecek kuşakları yeni mesleklere, yeni yaşama alışkanlıklarına göre yetiştirmek gerekiyor.

Yılmaz Ali: Hepimizin günlük kargaşalardan uzaklaşmak için çeşitli ilgi alanları var. Sizin hobileriniz nelerdir?

Mustafa Koç: Hayatım çocukların arasında geçti diyebilirim. Onların öğrenmeye açık zengin dünyasını tanımak, mutlu bir öğretmen olmamı sağladı. Çalıştığım kurumlarda eğitimle teknolojiyi buluşturmak için büyük çabalar harcadım. Çocukluğumdan beri fotoğraf çekme merakım var. Kendimi çevre sorunlarına duyarlı bir doğasever olarak görüyorum. Onları anlamak çok zor olsa da herkesin bir kedisi olsun isterim.

Bildiklerimi paylaşmayı ve yeni şeyler öğrenmeyi çok severim. Öğretmen de olsam kendimi daima iyi bir öğrenci olarak görürüm. Çünkü hangi yaşta olursak olalım öğrenilecek ve öğrenmemiz gereken çok şey olduğunu biliyorum.

Yılmaz Ali: Yazın hayatınızdaki hedefiniz nedir?

Mustafa Koç: Yazma alışkanlığı zevkli bir uğraş olarak başlar. Çetin Altan “Yazı adamlarından hiç zengin olan var mı?” diye sorardı. Hele taşralı bir yazar için bu daha da zor olabiliyor. Yayın çevrelerinin kapalı çemberini kırarak bir yerlere gelmek için çabalamak çok değerli bir mücadele.  Bu nedenle Manavgat’taki yazar arkadaşlarımın bu konudaki çabalarını saygıyla karşılıyorum. İçimizden bunu başaracak birçok arkadaş çıkacağına inanıyorum.

Hazırladığım yeni nesil eğitim kitaplarıyla özellikle dil ve düşünce konusunda bir farkındalık yaratma amacındayım. Örneğin “Kelime Hazinem” kitaplarındaki yöntem, Türkçede ilk kez deneniyor. Eğer mümkün olsa her sınıfa haftada bir saat “Kelime Dersi” konmasını isterim. Ayrıca çocuklara düşünme ve yaşam becerilerinin öğretildiği okullar hayal ediyorum.

Bu konudaki çalışmaları yaparken kendimi “yangına su taşıyan bir karınca” gibi gördüğümü söylemeliyim. Eğitimde bir çivi oynatmanın ne kadar zor olduğunu bilen bir eğitimci olarak bir tek insanın, bir tek çocuğun aydınlanmasına, gelişmesine az da olsa bir katkı yapabilirsem mutlu olurum.

Yılmaz Ali: Ne yazık ki ülkemizde edebiyat zemin bulmakta zorlanıyor. Veriler okuma oranlarının çok düşük olduğunu gösteriyor. Toplumu kitaplara yakınlaştırmak için ne gibi adımlar atılmalı?

Mustafa Koç: Okuma ve anlama becerilerinin geliştirilmesi için okula ve aileye büyük görevler düşüyor. Okuma sevgisi okul öncesinden başlayarak bir ders değil, beceri kazanımı olarak ele alınmalı. Çocuklara nasıl yazı yazmayı, saymayı bir beceri olarak kazandırabiliyorsak okuma alışkanlığını da erken yaşlarda davranış değişimi olarak yerleştirmek mümkün.

Teknolojinin, görsel medyanın çok hızlı gelişmesi bu konuda ciddi bir engel gibi görülebilir. Ancak erken yaşta okuma, anlama ve anlatma becerisi kazanan çocukların okul başarılarının artacağı unutulmamalı.

Çocuğun okumayı sevmesi biraz da merak duygusu ve öğrenme isteğiyle ilgili. Merak eden, öğrenmeyi seven çocuk, okur ve öğrenir. Ana babaların, çocukları kitaplarla tanıştırması ve onlara rol model olması çok önemli. Siz okursanız çocuk da okur. Onun ilgi alanlarına göre kitap seçimleri yapılırsa ve çocuğunuzla birlikte kitap okuma saatleriniz olursa bu daha etkili olacaktır.

Daha fazlası biraz da bakanlığın görevidir. Haftada beş ile on saat arasında okutulan Türkçe derslerinde bu konuya öncelik verilmeli. Bakanlık bunu sosyal bir sorun olarak ele alıp uygun projeler geliştirebilir. Okuma kültürünü erken yaşlarda kazandırabilirsek okuma sevgisi daha kolay yerleşecektir.

Yılmaz Ali: Yazmaya gönül veren veya yazar adaylarına neler tavsiye edersiniz?

Mustafa Koç: Yazarlık ya da yazma işi bir bakıma bir maceradır. Bu maceraya atılanlar önce sabırlı olacak, İnsan birden yazar olmaz, bunun bir formülü de yok. Yazar adayları, iyi bir gözlemci olmalı, Ayrıca ilgi, birikim, deneyim ve yetenek kadar yazar olmanın yolunun öncelikle çok okumaktan geçtiğini düşünüyorum.

Yılmaz Ali: Bir yazar olarak devletten yeterli destek alabiliyor musunuz?

Mustafa Koç: Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan ve 26 Ağustos 2017 tarih, 30166 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi Hakkındaki Yönetmelik’te yazarlara “ilk eser” desteği sağlanacağı söyleniyor. Bu yönetmeliğe göre devlet desteği alan yazar var mıdır bilmiyorum. Ancak birçok ülkede devletlerin yazarlara telif ücreti ödeyerek yazmayı teşvik ettiğini biliyorum. Bu konuyla ilgili olarak “Yazar Cenneti Ülkeler” başlıklı bir yazıyı burada yayınlarken yorumu okuyuculara bırakıyorum.

YAZAR CENNETİ ÜLKELER

NORVEÇ
Bu ülkede birçok sanatçı, devlet tarafından destekleniyor. Norveç Sanat Konseyi gibi kuruluşlar, yazarlara ve şairlere çeşitli fonlar sunuyorlar. 5 yıla kadar hibeler mevcut. Nordic Sanatçılar Merkezi ise Dale’deki merkezinde, yazarlara kalacak yer veriyor. Aylık maaş, bireysel stüdyo, kalacak yer, yazarlara sunulan destekler arasında.

İRLANDA
İrlanda Sanat Konseyi, Yeni Nesil Sanatçılar Ödülü ile aylık 25 bin avroya kadar maaş ve çeşitli burslar sağlıyor. Yazarlara, çalışmaları için ödenen bursların toplamı 2 milyon avro.

Sanatçılara, gelirlerinde 50 bin avroya kadar vergi muafiyeti imkânı veren İrlanda, 2022’de 2 bin sanatçıya, haftada 325 avro ödeyen Temel Sanat Geliri programını başlattı.

ALMANYA
Alman Edebiyat Fonu ayda 3 bin avroluk, Yazarlar İçin Çalışma Bursu dâhil olmak üzere 400’den fazla fon ve finansman programı sunuyor. Alman Federal Kültür Vakfı da çeşitli hibeler veriyor ve birçok eyaletin, edebiyat fonlama programları var. Diğer ülkelerden yazarlar da DAAD Sanatçılar-Berlin Programı ve Villa Aurora gibi kuruluşlara, burs ve konaklama başvurusunda bulunabiliyorlar.

İSVEÇ
İsveç Sanat Hibe Komitesi, projelere özgü hibeler ve birkaç yıl süren uzun vadeli çalışma hibeleri veriyor. Yazarlar da dâhil olmak üzere tüm disiplinlerden sanatçılara istikrarlı bir gelir sağlanıyor. İsveç Sanat Konseyi, İsveç edebiyatını dünya çapında yaymayı hedefliyor. Bu amaçla İsveççe kitapların diğer dillere çevrilmesi için cömert hibeler sunuluyor. Ayrıca Baltic Yazarlar ve Çevirmenler Merkezi’nde yazarlar için konaklama imkânı veya ikamet hibesi veriliyor. / @tcfilizcicek

Yılmaz Ali: Sanatçıları sanatseverlerle buluşturduğumuz köşemize değer kattınız. Son olarak ilave edeceğiniz bir şey var mı?

Mustafa Koç: Manavgat özelinde sanatçıları ve yazarları tanıtıp onların düşüncelerini okuyucuyla buluşturmak için yaptığınız bu yayınlar çok değerli. Bu konudaki duyarlığınız için sizi ve Manavgat’ın Sesi gazetesini kutluyorum. Bu programda bana da konuşma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.

Saygılarımla

Yılmaz Ali