Sanata ve sanatçıya yer verdiğimiz köşemizin bu haftaki konuğu ömrünü eğitime adayan yazar İhsan Koç oldu. Edebiyat dünyası onu Tercümansız Sözler kitabıyla tanıdı. Ben ise hocamın kalemiyle Söz Hekimi kitabıyla tanıştım. Kitabı okuyunca hocamızın gerçek bir söz hekimi olduğu kanaatine vardım. İhsan hocam, memleket meselelerini kendine dert edinen, gerektiğinde elini taşın altına koyan cesur bir yazardır. Bugüne kadar yetiştirdiği binlerce öğrencisine memleket sevgisi aşıladı. Onunla henüz yüz yüze gelemedik ama gönül bağımız oldukça güçlü. Siz de bu söyleşide kaleminin samimiyetini göreceksiniz. Sizleri hocamızla gerçekleştirdiğimiz bu samimi söyleşiyle baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar…
Yılmaz Ali: Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
İhsan Koç: 65 yıllık ömrümü birkaç cümleyle anlatmak kolay değil; ancak can alıcı birkaç noktaya değinmek isterim, sabrınıza sığınıyorum. Okuma yazma bilmeyen anne babanın altı çocuğundan biriyim. Özellikle “okuma yazma bilmeyen” ifadesinin altını çizerek söylüyorum. Okula gidememiş ama içinde hep okuma arzusu taşıyan, dönemin şartları gereği çiftçi ve çoban olmaya mecbur kalmış bir ailenin evladı olmanın gururunu yaşıyorum.
Eğitimin ne kadar kıymetli olduğunu bilen, çocuklarına eğitimde her türlü imkânı sunmaya çalışırken kendisi büyük mahrumiyetler yaşayan bir babanın oğluyum. Cebindeki kimlikte yazanları dahi okuyamayan; kendisini bazen güttüğü koyundan, keçiden farksız hisseden bir babanın evladıyım. Mekânı cennet olsun.
1961 yılında Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğdum; nüfus kaydım Giresun Şebinkarahisar’dır. Bu tablo, geçmiş Türkiye’nin bir fotoğrafıdır. Bugün doğan her çocuk saniyesine kadar kayıt altındayken, bizim ne zaman doğduğumuz bile çoğu zaman bilinmezdi. Nüfusa geç kaydedilmiş, talihsiz ama dirençli bir neslin çocuklarıyız.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği mezunuyum. Mezuniyet sonrası çeşitli kurumlarda devlet memuriyeti yaptım; 1992 yılında öğretmenliğe başladım ve hâlen İstanbul’da okul yöneticisi olarak görev yapıyorum.
1997 yılında Çevre Bakanlığının açtığı bir yarışmada, 14.000 söz arasından seçilen “Çevreyi hor gören, geleceği zor görür” sloganıyla Türkiye birincisi oldum. Üç çocuk babasıyım, üç de torunum var. Bugüne kadar yayımlanmış beş eserim bulunuyor.
Yılmaz Ali: Yazmaya ilk ne zaman başladınız? Sizi yazmaya iten duygu neydi?
İhsan Koç: Yazmaya üniversite yıllarımın son dönemlerinde başladım. Aslında lise yıllarında kompozisyon derslerinde edebiyata olan ilgim ortaya çıkmıştı ve genellikle iyi notlar alırdım. O dönemlerde kitaplar çok kıymetliydi; geri dönüşüm diye bir kavram yoktu, bir kitap, bir kalem, bir silgi bile büyük değere sahipti.
Tükenmez kalemle yazmayı çok severdim; tükenmez kalemi tükenmez zannederdim. Sonra tükendiğini fark ettik ( espri) ve bu sevda daha sonra dolma kaleme dönüştü ve güzel yazıya, güzel söz üretmeye yöneltti beni. Atasözlerine özel bir ilgim vardı; hikâyeleri ve insan hayatına kattığı derinlik beni çok etkilerdi.
Okuduğum bölümün edebiyat ağırlıklı olması ve yazarları eserleriyle birlikte hayatları üzerinden tanıma imkânı bulmam, benim için büyük bir zenginlikti. Güzel söz sanatının değerini fark ettikçe, kendi cümlelerimi kurmaya ve bunları çevremle paylaşmaya başladım.
Bu süreç, 1997’de Çevre Bakanlığının açmış olduğu slogan yarışmasında “Çevreyi hor gören geleceği zor görür” elde ettiğim Türkiye birinciliği ile birlikte benim için bir milat oldu. Yazma yolculuğum o günden sonra daha bilinçli ve kararlı bir hâl aldı.
Yılmaz Ali: Kaç kitabınız var? İsimleri nelerdir?
İhsan Koç: Beş kitabım bulunmaktadır. Bunlardan biri ikinci baskısını yapmıştır:
• Tercümansız Sözler (Esir Etme, Tesir Et) – 2. Baskı
• Yağmurun Yurdu Yok
• Söz Hekimi
• Tecrübeye Yolculuk
• Okuldan Hayata
Yılmaz Ali: Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin, hangi ortamda kendinizi daha verimli buluyorsunuz?
İhsan Koç: Konferanslar, söyleşiler, tiyatro oyunları, filmler ve çeşitli sosyal ortamlarda kullanılan çarpıcı cümleler beni derinden etkiler. Bu tür anlarda zihnim çalışmaya başlar; kendi düşüncelerimle küçük denemeler, sloganlar ve veciz sözler üretirim. Bunları genellikle sosyal medyada paylaşır, gelen tepkileri dikkatle takip ederim.
Farklı siyasi görüşlerden, inançlardan, yaş ve meslek gruplarından insanların ortak bir noktada buluştuğunu gördüğümde, doğru yere dokunduğumu anlarım. Yazdıklarım başkaları tarafından da paylaşılmaya başlandığında, hedefime ulaştığımı hissederim.
Duygusal bir yapım var. Özellikle mağduriyetler, haksızlıklar, toplumsal sorunlar ve kültürel erozyonlar beni yazmaya sevk eder. İnsanların anlattığı gerçek yaşam hikâyeleri, yaşanmışlıklar benim için güçlü birer ilham kaynağıdır.
Bayrağın dalgalanışı, bir şehit cenazesindeki hüzün, tarihî kahramanlıklar ve edebiyatımızda iz bırakmış karakterler, güncel olaylarla birleştiğinde eleştirel bir bakış açısı ortaya çıkarır.
Yılmaz Ali: Kitaplarınızı yazarken gerçek yaşam öykülerinden etkileniyor musunuz?
İhsan Koç: Evet. Şiirlerim, beyitlerim, sloganlarım, denemelerim ve hikâyelerim çoğunlukla gerçek yaşamdan beslenir. Mutlaka bir sözüm bir olayın varlığıyla vücut bulmuştur. Muhabbet esnasında veya bir kitap okuduğumda gördüğüm bir kelime bana bir olaylar zincirini hatırlatır ve bundan yola çıkarak güzel sözler, beyitler, sloganlar yazarım . Mesela Okuldan Hayata kitabımda, tamamı eğitim ortamlarında yaşanmış, düşündürürken tebessüm ettiren gerçek olaylara yer verdim. Bizzat yaşadığım ya da şahit olduğum olayları kaleme almayı tercih ederim. Tecrübeye yolculuk kitabımda ise hikayelerimi geneli hatıraların içerisinden derlenmiş ve tecrübe değerinde güzel hikayeler ve hatıralardır. Kısacası hayatın içinden, yaşanmışlıklar ile ilintili yazılar daha etkili olabiliyor.
Yılmaz Ali: Kitaplarınızı yazarken duygu yoğunluğu yaşıyor musunuz?
İhsan Koç: Bazı hikâyeleri yazarken gözyaşı döktüğüm de oldu, kahkaha attığım da… Yazarlar kalemlerine mürekkep değil, duygularını doldurur. Bazen gözyaşı, bazen umut, bazen de ışık doldururuz. Yazdıkça okuyan aydınlanır; okuyan aydınlandıkça çevresine ışık yayar.
Yazmak benim için bir terapi gibidir. Beni rahatsız eden bir konuyu kaleme aldığımda, içsel bir rahatlama yaşarım. Eğer yazanlar ve okuyanlar çoğalırsa, toplumda hoşgörü ve anlayışın artacağına inanıyorum.
Bir yazarın çizgisi olmalıdır. Toplumsal, tarihî ve inanç değerlerini; hiçbir grubu hedef almadan, ayrıştırmadan yansıtmalıdır. Ben bir eğitimci olarak, millî ve manevi değerleri yücelten eserler kaleme almayı önemsiyorum.
Bazen dostlarımız şu alanda esere ihtiyaç var yazabilir misin dedikleri oluyor. Yani Ismarlama eser yazmak gibi bir alışkanlığımız yok ama şayet o alanda kendimi donanımlı hissediyorsam mutlaka duygularım da o yönde ise sorun yok. Maalesef ülkemizde sadece bir fikriyata veya bir gruba bir siyasi görüşe karşı eser çıkaranlar da yok değil. Dediğimiz gibi yazarın eserleri tüm insanlığı kucaklayacak ve bundan belli bir feyz alacak içerikte olmalıdır. Kısaca yazarlar karanlıkta bir fener gibi olmalıdır. Hem de gemici feneri gibi…
Yılmaz Ali: Çocukluğunuza dair en çok neyi özlüyorsunuz?
İhsan Koç: Samimi olarak söylemek gerekiyorsa çocukluğumuzdan kalan beni mutlu eden çok şey yok aslında. Ama iz bırakan olaylar var.
Çocukluğumuz fakirlik ve yoklukla geçti. Çok ağır şartlar altında büyüdük. Fındık bahçelerinde amelelik, ayakkabı boyacılığı, inşaat işçiliği yaptım. Babam hamaldı. El arabasını iterken ona yardım ettiğim bir gün söylediği “Aferin oğlum, bu sefer çok kolay çıktık” hâlâ kulağımda çınlar. Demek ki biz olmadığımız da kim bilir o el arabasını yokuşlarda ne zorluklarla çekti. Aklıma geldikçe derin bir üzüntü kaplıyor içimi. Açıkçası bu hatıralarımızı da yetiştirdiğimiz çocuklarımız da paylaşıyoruz. Şuna da emin olun ki yaşadığınız çile ve zorluklar çocuklarınızın önüne getirildiğinde onlarda azim ve hırsın daha fazla olduğunu fark ediyorsunuz. Evet, sefaletle yorulmuş bir hayat içerisinden çıkıp iyi yönde rol model olmak kolay değil. Ama bugün o eski günlerin hatıraları ve hayalleri aklıma gelince bugünkü halimizin çok büyük zenginlik olduğunu anlıyorum ve bundan da büyük bir keyif alıyorum. Bunun nedeni de başarmış olmak.
Babam hiç dinlenemedi. Üç çocuğunu okutmak için ömrünü verdi. Keşke yaşasaydı da yine o helal kazancının arkasından arabasını itebilseydim.
Bir de İstiklal Gazisi dedemin Kurtuluş Savaşı hatıralarını dinlemeyi çok özlüyorum. keşke bugünkü imkanlar o dönem olsaydı da o güzel sohbetini kayıt altına canlı olarak alıp çocuklarımıza izletebilseydik.
Yılmaz Ali: Etkilendiğiniz yazarlar kimlerdir?
İhsan Koç: Yahya Kemal Beyatlı, Neyzen Tevfik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif, Cemil Meriç, Kemal Tahir, Atsız, Nazım Hikmet, Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Yakup Kadri, Halide Edip H. Rahmi Gürpınar, Namık Kemal, Uşaklıgil, Abasıyanık, Sebahattin Ali ve Arif Nihat Asya gibi devam edip gider. Aslında Türk yazarlarının tamamına yakınını yaşımız gereği tanıyoruz, okuduk. Yazmanın zor olduğu dönemlerde onca kaliteli yazarın çıkmış olması özellikle Türk milleti adına Türk nesle adına büyük bir sermaye ve sevindirici bir durumdur. İyi ki yaşamışlar iyi ki yazmışlar ve bize de ışık olacak harika eserler bırakmışlar. O dönemin kültürel sosyal yaşamını hikâyelerini bizlere aktarmış olmaları tarihimizi tanımamıza da imkan sağlamıştır. Son dönem etkili güzel kalemlerde çıktı.… Ahmet Ümit, Ayşe Kulin… Fransız yazar ve şairlerin tamamına yakınını okul hayatımızda inceledik. Biliyorsunuz ki Türk edebiyatı belli bir dönem Fransız edebiyatından çok etkilenmiştir. Victor Hugo, Honore de Balzac, Andre Gide, Jean Paul Sartre, Stendhal, Albert Camus, Jean Jack Rousseau… Tolstoy, Dostoyevski… Ancak tek bir yazarı örnek almak yerine, tüm yazarlardan istifade etmeyi tercih ederim.
Kalemiyle bedel ödeyen, sürgün edilen, hapis yatan; Namık Kemal, Kemal Tahir, Dostosyevskivb. toplumun geleceği adına sorumluluk hisseden yazarlar benim için çok kıymetlidir. Yazarlık, bir ideolojinin aracı değil; vicdanın sesi olmalıdır.
Yılmaz Ali: Sizceherkeskitapyazabilirmi? Yoksa yazmakyetenek gerektiren bir iş midir?
İhsan Koç:Herkes yazar olamaz. Yazarlık, topluma hitap eden, evrensel bir bakış açısı gerektirir. Menfaate göre yön değiştiren bir kalem, gerçek anlamda yazar olamaz. Yazar; yanlışa karşı durabilen, korkmadan, tarafsızca söz söyleyebilen kişidir.
Yazma yeteneği olsa bile, bunu insanlığın hayrına kullanmayanın kalemi bırakması gerekir. Yazarlık; insanın kalbine dokunabilme sanatıdır.
Yılmaz Ali: Hobileriniz nelerdir?
İhsan Koç:Gezmeyi, araştırmayı ve tarihi mekânları yerinde görmeyi severim. Mevlâna’yı anlamak için Konya’ya, Yunus’u anlamak için doğduğu topraklara gitmek gerekir. Yaşlıların hatıralarını dinlemek benim için büyük bir zenginliktir.
Mutluluğunuzu artıran her şey hobidir. Zamanı öldüren alışkanlıkları hobi olarak görmüyorum. Yüzmek, gezmek, iyilik yapmak; insanı dinlendiren ve besleyen uğraşlardır.
Yılmaz Ali: Yazım hayatınızdaki hedefiniz nedir?
İhsan Koç:Amacım; hafızalarda şahsımın değil, sözümün kalıcı olmasıdır. Güzel sözlerin toplumda rehberlik yapmasını istiyorum. “Söz Hekimi” olarak anılmak, insanların hayatına dokunabildiğimin göstergesidir. Yazın hayatımdaki en büyük hedefim, insanların hayatına fayda sağlayabilmektir.
Yazın hayatında tabii ki zorluklarla da karşılaştım onu da ifade etmeden geçemeyeceğim. Yazmış olduğum bir makaleden dolayı yargılandım. Beraat ettim. Aslında bu bile yazmaya engel gibi görünmüş olsa bile bu yargılamadan sonra dört eser daha çıkardım. Daha doğrusu bu olay beni kamçıladı sözü yerinde olur. Eleştirel bir yazıydı ve yazının içeriğinde asla hakaret iftira gibi insan onurunu zedeleyen bir şey yok idi. İnsanların egoları ve yıldırma tavırları kendi menfaatine bir şeyler devşirme anlayışı yorulmaya neden olabilir. Ama yazma biraz irade ve duruş meselesidir. Yaşadığım buna benzer olaylar doğru yönde ilerlediğimi ve hedefe konulmanın bile yazmadaki etkinliğimi göstermektedir. Bu durum hedefimize duruşumuzla beraber ilerlediğimizi gösteriyor. Eğer yazar rahatsızlık veriyorsa dikkate alınıyor demektir. Milli ve manevi konularda milletin inanç değerlerine bağlılığını artırmak hedefimdir. Toplumdaki bireylerin yaşam ve düşünce tarzına karşı tartışma yaratacak alanlar açmak yazarın ajandasında olmamalı. Hakaret dili asla yazarın kalemine girmemeli. Temiz bir üslup olumlu kazanımları çoğaltır. Birlik ve beraberliğimizi tesis edecek hikayeleri çoğaltmak derdimiz olmalıdır. Ben de bu minvalde yazın hayatını devam ettirme arzusu içindeyim.
Yılmaz Ali: Yazarken zorlandığınız dönemler oluyor mu? Oluyorsa o dönemi aşmak için neler yapıyorsunuz?
İhsan Koç:Genelde zorlanmam; çünkü yaşadığım her olayı not alırım. Olumsuz bir olayın içinden insanları doğru sonuca ulaştıracak bir fikri sunmak konusunda biraz zorlanıyorum açıkçası. Ancak olumsuz bir olaydan olumlu bir mesaj çıkarmak hassasiyet ister. Kendime özgü bir stil oluşturmak da zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Her yazarın kendine özgü bir yol çizmiş olması ona göre yazdığınızda onun gibi oluyorsunuz. Dolayısıyla farklı bir üslup ortaya koyarsanız daha fazla dikkat çekerek yazmış olduğunuz eserlerin daha çok kişiye ulaşmasına vesile olursunuz. Tabi bu kolay bir süreç değildir. Sabır istiyor.
Yılmaz Ali: Türkiye’deki okuma oranları hakkında ne düşünüyorsunuz?
İhsan Koç: Okuma alışkanlığı özellikle ilkokul ortaokul döneminde yerleştirilmelidir. Özellikle anne babalar çocuklarına bu konuda örnek olacak davranışlar içinde olursa okuma oranları artacaktır. Bugün İstanbul’da yaşayan biri olarak, İstanbul okuyor, anne babalar çocuklarıyla birlikte okuyor gibi projeler anlamlı ve güzel. Her evde bir kütüphane veya kitaplık mutlaka olmalıdır. Özellikle bir eve kitaplık konulduğunda anne babalar her ay çocuğunun gelişim düzeyine göre bir kitap koymuş olsa kütüphanelerde çocuklarla beraber büyüyecektir. Ben eğitimci olarak bundan on yıl evvel okulda yapılan veli toplantılarında gündem maddesi olarak evde kütüphaneniz var mı sorusunu sorarak kütüphanenin ve kitabın varlığını hissettirip evinde kütüphanesi Kitaplığı olmayanların bir kütüphane kurduklarına şahit oldum. Bir örnek verecek olursan bir toplantıda otuz üç kişilik bir sınıfta sadece on bir ailenin evinde kütüphane olduğunu öğrendik. Sonra bu aileleri ziyaret edeceğimizi ve bizler de her eve beş tane kitap hediye ederek bu anlamlı projeyi verimli hale getirdik. Bazı işlerin elbirliğiyle amacına uygun hedefe ulaşacağını böylece görmüş olduk. Tabii ki bunu devam ettirmek yine ailenin takibiyle olacaktır.
Artık çocuklarımız maalesef dijital dünyanın esiri oldular. Tüm araştırmalarını internet üzerinden yapıyorlar.
Okuma oranlarının düştüğüne katılıyorum. Dijital dünya, okumayı geri plana itti. Okullarımızda ücretsiz dağıtılan ders kitaplarının bile açılmadan geri dönmesi büyük bir yaradır. Okuma sevgisi yarışmayla, maddi ödülle kazandırılamaz.
Okuyan çocuk; kötülükten, yanlış alışkanlıklardan uzak durur. Bu bilinci yaygınlaştırmamız gerekiyor.
Yılmaz Ali: Yeni yazarlara ve yazar adaylarına neler tavsiye edersiniz?
İhsan Koç:Yazmak için değil, söyleyecek sözleri olduğu için yazmaları gerekir. Çok yazmadan önce çok okuyun, ama taklit etmeyin derim. Kendilerini değil dersleri merkeze almaları daha doğru olur. Kolay alkıştan, hızlı beğeniden uzak dururlarsa daha çok üretmeye yönelik alışkanlık oluşur.
Öfkeden uzak temiz bir dil kullanmalı ki hikmet taşıyan topluma ve insanlara daha faydalı iz bıraksın.
Yazdığınız her şey yazarı da rahatsız etmeli.
Eleştiriden asla kaçmamaları gerekir ama her eleştiriye de boyun eğilmemeli.
Herkesin konuştuğunu değil, konuşulmayanı yazmak yazarı öne çıkarır. Yazarları diğerlerinden seçici hale getirir.
Yazıyı kariyer değil, emanet olarak görmek gerekir. Yazarlık bana göre kariyer değildir. Sadece toplumun aydınlanmasında bir neferdir. Son olarak şunu ifade etmek isterim ki sabırlı olmak zafere ulaşmaktır. Yani yazarlıkta sabırlı olmak en önemli erdemdir vesselam.
Yılmaz Ali: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İhsan Koç:Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Minnettarım. İyi ki varsınız.
Her kitap bir inkılaptır. Okumak, medeniyet yolculuğunun temelidir. Her evde bir kütüphane, her çocukta kitap sevgisi olsun istiyorum. Daha çok okuyan, daha çok düşünen bir toplum temennisiyle…
Sonsuz saygı ve hürmetlerimle…
GÜZEL VE SLOGANLARDAN BİR DEMET
1-Kuş kanatla insan sanatla yükselir.
2-Ağaç büyüdükçe gölgesi, insan okudukça bilgisi artar
3-Beyni hür olanın, sesi gür çıkar.
4-Öğretmen sınıfın kahramanı değildir. Sınıftan kahramanlar çıkarandır.
5-İnsanı, mutlu ve güçlü kılan eğitimdir
Eğitimsiz insanlar her alanda yetimdir
6-Kalemsiz hayat, alevsiz ocağa benzer.
7-Ormansız vatan, yorgansız yatan gibidir.
8-En güzel etkinlik, her gün temizlik
9-En sağlam bütçemiz, konuştuğumuz Türkçemiz
10-Birbirini tamamlayanlar, birbirini tam anlayanlardır.
11-Ekip olmayı beceremeyenler, birbirine rakip olurlar.
12-Bayrakları dalgalandıran rüzgâr değil milletlerin nefesidir.
13-Spordan uzak olana kötülükler tuzak olur.
14-Tecrübesi kış olanın baharı yakındır.
15-Bahara çığ düşerse yaz çığlık düşer.
16-Başarı; destekle güçlenir, istekle gerçekleşir.
17-Dil; bazen gül eder, bazen kül eder .
18-Dününü kaybedenler, yönünü de kaybederler.
19-Esir etme, tesir et.
20-Mutluluğu ödünç olanın mirası hüzündür.
21-Dokusunu bilmediğim toprakların kokusunu alamazsın.
22-Derdi bal olanın bahçesinde çiçek, sofrasında şerbet eksik olmaz.
3-Adaletin mumu, zalimin güneşini gölgede bırakır.
24-Hatalara yaşam, hatalılara paşam, hastalıklara şifam denilirse tüm belalar etrafınızda cirit atar.
25-Duayla yol alanın, belayla yolu kesişmez.
26-Bulutların gölgesine sığınanın keyfi, rüzgâr esince biter.
27-Fazla Köroğlu olmaya gerek yok. Bir yerde sizi bekleyen mutlaka bir Kiziroğlu vardır.
28-Başına sis çöktü diye dağ kaybolmaz.
29-Kışın fiyakası bahara kadardır.
30-Eğitimin müşterisi olmayan cehaletin patronu olur.
31-Delinmiş testiyi hiçbir çeşme doldurmaz. Çeşmeyi meşgul etme!
32-Birbiriyle kucaklaşanlar yıldız olur. Birbirinden uzaklaşanlar yalnız kalır.
Saygılarımla
Yılmaz Ali











