Yılmaz Ali
Maalesef ülke gündeminin önemli konularından biri çocuk cinayetleri oldu. Henüz 17 yaşında olan Atlas Çağlayan cinayeti bunun son örneği oldu. Atlas, 14 Ocak 2026 tarihinde arkadaşları ile kafede oturdukları sırada başka masada bulunan kişilerce yan bakma tartışması yaşadı. Tartışmanın büyümesi üzerine 15 yaşındaki bir çocuk tarafından göğsünden bıçaklanarak hayattan koparıldı. Bir an için kendinizi Atlas’ın ailesinin yerine koyun ve düşünün lütfen. Bu acıya hangi yürek dayanabilir?
Bu olaylarda Türk dizilerinin rolünü göz ardı etmemek gerekir. İçinde silah, çatışma ve ölüm olmayan bir dizi var mı? Neredeyse hiçbir dizide kitap okuyan olmadığı gibi hiçbir ev ya da ofiste kitaplık da yok.
Ne yazık ki toplum bu dizilerden çok etkileniyor ve toplumun her kesimi payına düşeni alıyor. Örneğin ilkokul öğrencileri çetelerini kuruyor ve akran zorbalığı yapıyorlar. Şahit olduğum benzer bir konuda müdür yardımcısının önlem almak yerine “Çocuklar böylece kendisini savunmayı öğreniyor.” sözü beni hayal kırıklığına uğratmıştı.
Üzülerek söylemek zorundayım ama bu gidişle Atlas Çağlayan, ne ilk ne de son kurban olacak. Ahlak felsefesinde vicdan kavramıyla ilgili aldığım bazı notlar var. Bunları sizinle paylaşmak isterim.
Ahlak felsefesinde birçok filozofun ortak paydada buluştuğu vicdan kavramının önemi hiç şüphesiz çok büyüktür. Filozoflarının büyük çoğunluğu, insan vicdanının en büyük mahkeme olduğu görüşünde birleşirler.Hatta bazı düşünürler, bir olgunun iyi ya da kötü olduğuna karar vermek için insan vicdanına danışmanın yeterli olduğu fikrinde birleşirler.
Vicdanı, yanlış ve doğrunun ayırt edilmesini sağlayan duygu, içsel bir ses ve insan davranışlarının ahlaki olup olmadığı hakkında öznel şuur olarak tanımlamak mümkündür.
Öte yandan ünlü filozof Syrusise: “Kanun olmadığında bile vicdan vardı.” sözüyle bir anlamda vicdanın insanlık tarihi kadar eski bir kavram olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Syrusise’nin bu sözünün hukuk fakültelerinin giriş kapılarına yazılması gerektiğini düşünüyorum.
İşte tam da bu noktada hepimizin vicdan muhasebesi yapması gerekiyor.
Bu ve benzeri olaylarda toplumun genel ahlaki değerlerini, adalet duygusunu ve toplumsal sorunlara karşı sorumluluk bilincini ifade eden toplum vicdanının devrede olduğunu kamuoyunda görüyoruz. Toplumun ahlaki çöküntüden korunmasını sağlayan bu kavrama sosyal vicdan da denir. Neyse ki ülke olarak böylesi konularda tek ses olabiliyoruz.
Buradan elini taşın altına koyması gereken yetkililere seslenmek istiyorum. Yaşanan bu vahim vakalar da gösteriyor ki mevcut kanunlar bu sorunun önüne geçemiyor. Kamuoyu vicdanını derinden sarsan çocuk cinayetlerini sadece hukuka havale etmek yetmiyor. Suçluyu adalete teslim etmek güzel ancak tek çözüm bu olmamalı. Esas mesele sorunun temeline inerek bu cinayetlerin önüne geçmektir.
Gerekçesi ne olursa olsun çocuk cinayetleri kabul edilemez.











