Uzun süredir turizm sektörüyle ilgili ciddi sorunların olduğunu biliniyor. Ancak bu üç beş günkü bir mevzu değil. Sektörü buralara getiren süreci iyi okumamız lazım. Doksanlı yıllarda turizmin içinde olan biri olarak ufak bir kıyaslama yapmak istiyorum. O dönem bu kadar lüks otel, çarşı ve alışveriş merkezleri yoktu. Ancak iyi para harcayan kaliteli turistler vardı.
Turistler akşam yemeğine şık kıyafetleriyle iner daha sonra Side’ye gelirlerdi. Cadde ve sokaklar dolar taşardı. Bütün turistler şıklıkta birbirleriyle yarışırlardı adeta. Kadınlar zaten çok bakımlı ve şıktılar. Ütülü pantolon, gömlek giyen erkekler de şıklıkta kadınlardan geri kalmazlardı. O zamanlar Side’ye en çok Almanlar gelirdi. Burası onların ikinci evi gibiydi. Turistlerin çoğu senede birkaç kez gelirlerdi. En büyük sermayemiz misafirperverliğimiz ve dürüstlüğümüzdü. Arada ufak tefek çürük elmalar çıkardı ama genel olarak turistlere karşı iyiydik. Birçok turizm çalışanı samimiyet kurduğu turistleri evlerine davet ederdi. Ben de defalarca dostlarımı evimde ağırlamanın onurunu yaşadım. Kurulan bu samimi dostluklar onları ülkemize daha çok bağlıyordu.
Pekâlâ, sağlam temeller üzerine kurduğumuz turizm, neden kan ağlar duruma geldi?
İşte şimdi meselenin özüne inme zamanı geldi. Eskiden içimizde sayıları az da olsa bazı çürük elmalar vardı.Günümüzde bunların sayısı arttı ve ne yazık ki güvenilir esnaf ve çalışan sayısı azaldı. Bu bacasız sanayiye en büyük ihaneti hiç kuşkusuz sektördeki aç gözlüler yaptı. Birçok esnaf tatili bir yaşam biçimi hâline getiren Avrupalıları milyoner sandılar. Aç gözlüler dört bir koldan saldırdılar. Her yıl birileri küsüp gitti. Kaldı ki küsenler gittiğiyle kalmıyor, ülkemiz hakkında kötü reklam yaparak yeni gelecek turistleri farklı rotalara yönlendiriyorlar. Bu gidişle kayıplarımız daha da artacak.
Halıcılar bir seccadeyi otuz bin dolara satarak ihanet etti turizme. Kuyumcu bir pırlantayı Avrupa’nın beş misli fiyatına, dericiler ceketi üç misline, giyim mağazası beş avro olan bir tişörtü otuz avroya, bakkal suyu bir avroya sattı. Taksici on avro tutmayan mesafeden elli avro aldı. Hamamcısı, simitçisi, hediyelik eşyacısı, ayakkabıcısı, çantacısı, gümüşçüsü, takıcısı, hatta manavı bile fırsatını bulunca affetmedi.
Hiç unutmam bir arkadaşı ziyarete gitmiştim. Tezgahtar bir gömlekle iki tişörtü 150 avroya sattı. Dükkân sahibi arkadaşımın ağzı kulaklarına vardı. Neden fahiş fiyata sattığını sorduğumda “Bu turist hak ediyor.” demişti. Hayatımda duyduğum en iğrenç cümleydi. Hem turisti kazıklıyorsun hem de bunlar hak ediyor diyorsun. Üzgünüm ama turizmciler böyle yaparak içinde bulunduğu bu durumu fazlasıyla hak ediyor.
İşte bu yüzdendir ki akşamları Side’ye gidince eskiden gördüğümüz şık giyimli turistlerin yerini ayağında parmak arası terlik, altında buruşmuş deniz şortu ve sırtında ön düğmeleri açık gömlek giyen turistler görüyoruz.
Bizim turistleri kazıkladığımız gerçeği sınırları aşmış durumda. Bırakın yabancı turistleri yerli turistler bile mevcut koşullarda alternatif destinasyonlar arayışındalar. Çok değil çeyrek asır önce denizi, koyları, plajları, doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla dünyaya ismini duyuran Bodrum, artık fahiş fiyatlarla anılıyor. Geçenlerde bir video gördüm. Bodrumlu birkaç esnaf iki lahmacunun artık 250 lira olduğunu söylüyorlardı. O video bana zararın neresinden dönersen kârdır sözünü hatırlattı. Umarım o video sadece görselde kalmaz. Yoksa milyon avrolar Yunanistan adalarına akmaya devam eder.
Görsel ve yazılı medya, her yıl ülkeye gelen turist sayısında rekorlar kırıldığını söylüyor. Ancak unuttukları bir gerçek var. Mesele sadece sayılar değil, ekonomiye kattığı değerdir.
Mikrofon uzatılan esnafların büyük bir bölümü, değişken olan sebze ve meyve fiyatları, personel giderleri ve dükkân kiralarından şikâyet ediyorlar.Özellikle turizm bölgelerindeki kiraların can yaktığını dile getiriyorlar. Bu ağır yükün altında ezilen esnaf, para kazanabilmek için bu fiyatları mecburen uyguladıklarını söylüyorlar.
Buradan Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum.
Sektörün gidişatı hiç de iyi değil. Ülkeye kazandırdığı döviz girdisiyle adına bacasız sanayi dediğimiz bu sektörün ayakta durması için çoklu paydaşların bir araya gelip çözüm yolu bulması gerekiyor.













