SIĞINAK

HÜSEYİN ÖZCAN

Sınıfsal farklılıkların maddi konularla belirlendiği bir toplumda önceliğin sadece para olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Yaptığın iş, bindiğin araç, kullandığın telefon, yaşadığın muhit ve evin metrekaresi gibi şeylerin konuşmanın seyrini belirlediği bir toplumda kimsenin kitap okumasına gerek yok;büyük bir keyif vadetmiyor olsa da yeterince sohbet konusu var. Belki biraz ite kaka olur, belki göstermelik şaşkınlık ifadeleriyle desteklenir, çok sıkışılırsa onaylayarak zaman kazanılır yani bir şekilde o kaybedilen boş zamanın adına sohbet denilebilir fakat zihin yorulur, dil usanır ve ruh acı çeker. Kuyudan su çeker gibi yutkunarak, ıkına sıkına yapılan bu sohbetler çoğu zaman ‘’Gitmem lazım’’ veya ‘’Beni bekliyorlar’’  diyerek kaçarcasına yarıda bırakılıp sonrasında derin bir nefes alınır.

Oysa sınıfsal farklılıkları görgü, bilgi, anlayış, kavrayış veya genel kültür belirliyor olsaydı sohbetlerin ağızda bıraktığı tat üzerine su içtiğimiz fıstıklı baklavalardan bile güzel olabilirdi. Şaşırdığımız anlarda ‘’Biraz önce söylediğini tekrar söyler misin’’ diyerek  sözü böler fakat sohbeti bölmezdik. Bilgiye dayalı sohbetler insanlara yeni ufuklar açar ‘’Ben bunu niye duymadım’’ veya ‘’Bunu söylediğin iyi oldu’’ veya ‘’Bu söylediğini aklımın bir köşesine yazmalıyım’’ şeklinde ilerlerdi. Zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz ve insanda yarıda kalmış hissi uyandıran sohbetin sonunda ‘’Hafta sonu bir planın var mı’’veya ‘’ilk fırsatta tekrar görüşelim’’ diyerek ileri bir tarihe sözleşilirdi. Eve dönünce, akşamın rutini olan eşinin ‘’Günün nasıl geçti’’ sorusuna o keyifli sohbetlerden pasajlar anlatarak keyifli sohbeti eşinizle devam ettirebilirdiniz. Oysa bütün gün boş lakırdılarla başımız o kadar çok şişirilip ağrıtılıyor ki, akşam eşimizle konuşacak enerjiniz kalmıyor. Hani bankalar kredi kartı verirlerken önünüze sayısız kağıt koyup ‘’Şuraya, şuraya, şuraya…’’ diyerek isminizi ve imzanızı atmanızı isterler ya, aynı öyle; yolda birisiyle karşılaşırsın sana ne yaptığını sorar, ikinci adam yine ne yaptığını sorar, üçüncüsü nereye gittiğini sorar, dördüncüsü,‘’Ortalıklarda görünmüyorsun, dur iki dakika görüşelim’’ diyerek cezayı keser.

İnsanlar evlerinin altına sığınaklar yapıyor bir savaş çıkarsa falan diye, belki farkında değiliz fakat aslında her gün, her an bir savaşın ortasındayız; zihnimiz her gün boş, bom boş laflarla bombalanıp harap ediliyor ve sanki zihnimize gereksiz sorularla kimyasal gazlar sıkılıyor; kitaplar dışında kaçacak fazla bir yer yok, kitaplar bizim sığınağımız; bize gereksiz soru sormazlar, bizi yanlış anlamazlar, bizimle bağırarak konuşmazlar veya bizi küçümsemezler, onlar her zaman ayraçlarla bir sonraki güne sözleştiğimiz dostlarımızdır.

Yeri gelmişken Borsa ilkokuluna güzel bir sığınak yapmayı istiyorlarmış yani kütüphane belki bu konuda bir şeyler yapabiliriz diye düşünüyorum. Her birimiz bir tuğla yani bir kitap hediye ederek bu sığınağı inşa edebilir ve minik kalplerin ileride keyifli sohbetler yapabileceğimiz bireylere dönüşmesine katkıda bulunabiliriz. Amerikalı bir gazeteci ve romancı olan Christopher Morley,‘’Bir adama bir kitap sattığın zaman, ona yalnız yarım kilo kağıt, mürekkep ve tutkal satmış olmazsın, ona tamamıyla yeni bir yaşam satmış olursun diyor; biz bunu daha ileriye taşıyarak kitapları hediye edelim. Kitap hediye etmek gibi basit ve sıradan bir işin başka birisinin hayatında çok büyük değişimlere yol açabileceği gerçeğini göz önüne alırsak sanırım bunu bir fırsat olarak görüp büyük bir zevkle yapabiliriz.

Okul müdürü Mustafa bey son derece açık görüşlü ve idealist biri, kendisiyle sohbetimizden büyük keyif almıştım. Kendilerine destek olmak adına kütüphane projelerini köşe yazımda duyurmak istedim. İlkokul düzeyinde kitaplar hediye ederek bu projeye destek olabilir ve harika bir sığınak inşa edebilirsiniz.

GÜNÜN SÖZÜ:  “Her türlü hâl ve şartlar altında değişmeden benim olacak, bütün ömrüm boyunca hayatın keder ve ıstıraplarından beni koruyacak, bana mutluluk ve de neşe kaynağı olacak bir zevk vermesi için Allah’a dua etseydim, muhakkak ki, ona, bana okuma zevki vermesi için yalvarırdım” ( Sir John Herchel)